Resim, estetik yada özel metafizik değer kazanan bir gece düşü, içinde simgesel anlamlar, giz yazılar, heyecanlar ve imgeler bulunan özel ve zengin bir anlatım biçimidir.
       Resimle ifade edebilme, bana her zaman güç vermiştir. Nesneler simgelere, simgeler bambaşka kimliklere bürünür. Çoğu zaman usu ve anlama gücünü duyarlıktan, imgelem gücünden yada düşten üstün tutmam. Resimlerimde genel konum kadındır. Bu kadın genellikle fark edilse de, izleyici için tablolarımda onu bulmak bazen oldukça zordur. Doğanın içinde kaybolmuş veya ruhu anlatılırken kendisi eklenmemiştir. Ütopik, iç açıcı ve parlak ışıklı bir ortamda görünürken, melankolik, ürkütücü ve karanlık gece ışıklarında seyredebilir.
       Avrupa yağlı boya resim geleneğinin bir türünde kadın, hiç durmadan yinelenip duran en önemli konudur. Bu tür, çıplak kadın resmidir. Avrupa geleneğindeki çıplak kadın resimlerinde kadınlar seyirlik nesneler olarak aks edilmiştir. Bu geleneklerdeki ilk çıplaklar ise Adem ile Havva’dır.
       Benim amacım ise, ne kadını seyirlik yapmak ne de onu dişiliğiyle ön plana çıkarmaktır. Bence kadın, aklını kullanabildiği, ayakları üzerinde durabildiği, güçlü olabildiği derecede kadındır. İçinde taşıdığı cesaret, önsezi, hırs ve ihtiras onu güçlü kılar. Dişiliği değil aklı ve duygularıdır onu farklı kılan..Kadını bu yönlerden ele almaya başladığımda, konu değişiyor, genişliyor ve değişik ortamlar gündeme geliyor.
       Tüm bunların yanı sıra, çoğu zaman var olan resim ve fotoğrafları canlandırıp yorumlamam tartışma konusu olabiliyor. Değişik ortamları resmederken farklı kaynakları kullanmaktan kaçınmam. Bir ressam başkalarının resimlerinde geçen unsurları kullanabilir. Bunun gibi, o unsurların, temlerini, düşüncelerini yeniden işleyebilir. Ama bu özellik onu taklitçi veya değersiz saymayı gerektirmez. Yeter ki o, bu kullanış ve işleyişte başkalarından ayrılabilsin. Başkalarından aldıklarına, etkilenmelerine, kendi kişiliğinin damgasını basabilsin. Onları ayrı bir görüş, biçim yada yöntemle yeni bir birleşime sokabilsin. Özgün diye nitelendirilen resimler de doğadan alıntı değil midir? Doğadan alınmış, gözlenmiş ve yorumlanmamış mıdır? Hayal ettiğimiz en uç objeler ve düşünceler bile gerçektekilerin bir benzeri değil midir? Sadece ona kendimizi ekleyip yorumlamaz mıyız? İşte çalışmalarımda gerçekleşmesini amaçladığım, ilerlediğim yol ve yöntem böyle ifade edilebilir.
       Yine resimlerimde kullanmak istediğim öğeler; dumanlı dağlar, alacakaranlıklar, batan güneşler, eski şatolar, yıkıntılar, kuytu köşeler, hüzünlü soluk ve silik yüzler, çok uzaklara açılan penceler, uzak hayal cennetleri, bilinmedik hatta var olmayan ülke ve yerlerdir.
       Bu konulardaki ortak yan ise biçimleri açıklıktan uzak bırakılmasına, seyircinin hayali ve çağrışımlarıyla tamamlanmasına elverişli olmasıdır. Gün batımına ters ışıklı yapılara yada kişilere, ay ışıklı görünümlere, iskeleti andıran ağaçlara, doğa olaylarına ve mevsimlere, dinsel konulara ve astronomiye her zaman ilgi duymuşumdur. Çoğu zaman da gözlerin algıladığı doğayı, ruhun simgesel peyzajına dönüştürme isteğim dolayısıyla, tablolarımda, yaşam, son ve sonrası, Tanrı ve doğa arasındaki ilişkiler monoglanır. Bu yüzden peyzaj hemen hemen metafizik kimi zamanda trajik bir boyut kazanan, zamandan bağımsız bir dekor olarak görünür.
       Resim anlayışıma ve sanat yaklaşımıma bakarak hangi zaman ve akımdan etkilendiğimi anlamak zor olmasa gerek. Tabii ki ROMANTİZİM; Romantik resim, bir okuldan çok her şeyden önce, önceki yüzyıllarda baskın olan bir tutuma karşı, insan ve doğayı yeni bir biçimde kavramanın sanat planına uygulanmasıdır.
       Romantizm, gerçek mutsuzluk, bireysel yaşama bağlanmaktır. Yaşamak istenci ise temel bencilliktir. Yalnızca, ölüm, intihar, merhamet, başkaldırı, tutarlı ve yararlı davranışlardır. Bütün romantikler, sürekli olarak düşe başvurmuşlardır. Hoffman’ın ‘şeytanın iksiri’nde, Nerval’in ‘ateşin kızları’nda olduğu gibi estetik değer kazanan bir gece düşü söz konusudur. Romantizmin en gizli şiiri, ruhun şiiri, özünü her yerde düşten çıkarmıştır. Bu, duyular dünyasının gerisinde sezinlenen bir ruh dünyasına başvurur. Böylece romantizm, öteki dünyaya doğru bir kaçışa dönüşür. Resim alanındaki iki öncüsü, Füssli ve Blake resmi, sanrı, kâhinlik ve doğaüstü evrende geliştireceklerdir. Yarattıkları resim dünyası, alabildiğince şaşırtıcı, her zaman iç karartıcı, çoğu zaman erotik bir dünya idi.(Sembolik Sürrealist)
       “Usun uykusu, canavarlar yaratır” (Goya)
       Fakat maalesef romantizm, her şeyden önce bir mizaç sorunudur, bir yapı olgusudur. Romantiklerdeki yalnızlık sevgisi, romantikleri sık sık kırlara, ormanlara, dağlara, okyanuslara yöneltir. Amaç hüznünü(melankolisini) düşlemek ve geliştirmektir.
       Romantizm, sanatın evrimini etkileyecek olan bütün akımlara kapı açmıştır. Yani Sembolizm ve Ekspresyonizme bunların yanı sıra Kübizm ve Soyut sanata..
       ARTIK NE KURALLAR, NE TEMEL İLKELER NE DE KORKULUKLAR VARDIR. BUNDAN BÖYLE HERŞEY MÜMKÜNDÜR.
       FÜSUN DOĞAN Y.